Rodos’un Fethi

rodos'un fethi

Rodos’un fethi Osmanlı ordusuyla Rodos’taki Saint Jean Şövalyeleri arasında geçen savaştır. Savaş Öncesi Kudüs Saint Jean hastanesi Şövalyeleri, Filistin topraklarından atılınca 14. yy ın başında Rodos Adası’nı ele geçirdiler. Burada Avrupalı bazı devletlerin yardımıyla güçlü bir konuma geldiler Hıristiyan Avrupa’nın, deyim yerindeyse, doğu gözcülüğünü yaptılar.200 yıl boyunca Doğu Akdeniz’de önemli roller oynadılar.

Orta ölçekli bu adanın alınması, Akdeniz’e hakim olma düşüncesinde olan Türkler için çok önemliydi. Lakin karada fırtınalar estiren Osmanlı’nın deniz gücü o kadar yüksek değildi. 1517 de donanmaya ağırlık verene kadar orta seviyeli bir deniz gücüne sahipti. Osmanlılar bu adayı Fatih devrinde kuşatmalarına rağmen alamamıştı. Aradan yıllar geçtikten sonra Rodos Şövalyelerinin verdiği zarar artık Osmanlı’nın sabrını fazla zorlar bir duruma geldi. Şövalyeler, Batı ve Güney Anadolu topraklarına asker çıkarıp yağmalar yapıyor, Osmanlı ticaret gemilerine zarar veriyor, hac kafilelerine saldırıyordu. Sağlam duvarlarına güvenerek de gelen ikazları kulak ardı ediyordu. Tahta yeni geçen ve Belgrat’tan zaferle dönen Sultan Süleyman, bu sorunu ortadan kaldırmak için vezirlerine de danışarak sefer kararı aldı. Venedik’le de olan barışı sağlamlaştırıp Rodos’a yardım ihtimalini kaldırdı.

Padişah hem büyük dedesi Fatih’in alamadığı bir yeri alarak şanına şan katacakhem Doğu Akdeniz egemenliğini güvenceye alacak hem de adada bulunan ve tahtta hak iddia edebilecek Cem Sultan’ın oğlu Murat’tan kurtulacaktı. Rodos Yolunda Karardan sonra denizdeki hazırlıkları yapması için Palak Mustafa Bey’e, karadaki hazırlıkları tamamlaması için de 2. Vezir Çoban Mustafa Paşa’ya görev verildi. 3.Vezir Ferhat Paşa da gelebilecek saldırılar karşısında doğu hududunun güvenliğiyle görevlendirildi. Mısır Beylerbeyi Hayr Bey’den Mısır donanmasını bölgeye getirmesi istendi.

5 haziran 1522’de 40.000 leventle yola çıkan donanmaya Gelibolu’da yeni gemiler eklendi. Mustafa Paşa’da serdar olarak donanmaya burada katıldı. En önde Kurtoğlu Muslihittin Bey gidiyordu. Böylece Sakız Adası’na varıldı. Burada birkaç gün kaldıktan sonra asıl hedefe yelken açıldı. Ayas Paşa komutasındaki Rumeli askerleri haziran ortasında Gelibolu’ya, Güzelce Kasım Paşa komutasında Anadolu birlikleri ise aynı dönemde Sultanönü’ne varmıştı.

İlginizi Çekebilir :  2017 Düz Lise kayıt işlemi nasıl yapılır? İstenen belgeler neler?

Sultan Süleyman da 16 Haziran’da ana orduyla Üsküdar’a geçti. Burada, Eskişehir’deki eyalet askerlerine Kütahya’ya gitmeleri emri verildi. Yeniçeri Ocağı da önden yollandı. Üsküdar’dan hareket eden Kanuni; İznik ve Yenişehir üzerinden Kütahya’ya vardı. Ardından Ayas paşa gelip kafileye katıldı. Denizden ilerleyen Mustafa Paşa, komutanlarını, Rodos civarındaki adaların fethi için yolladıktan sonra Öküz Burnu Limanı’na yöneldi. Akşam çökünce bir tarafın düşman bir tarafın deniz olmasından dolayı morali düşen asker Anadolu sahiline çıkmak istediyse de paşa askerlerini toparlamayı becerdi ve karaya asker çıkarmaya başladı.

Padişah Kütahya’dan hareketten sonra Aydın üzerinden Menderes Nehri’ni geçip Muğla kasabasına vardı. Ordu da Marmaris’ten gemilerle Rodos’a sevk edildi. Bu sırada 4. Vezir Ahmet Paşa, Mustafa Paşa’nın bu işi beceremeyeceğine, padişahı ikna etti. Serdarlığa kendisini tayin ettirdi. Bunda, Hayr Bey’in ölüp Mustafa’nın Mısır Beylerbeyi olması da etkili olmuştur. Ardından Sultan Süleyman çok beklemeden Marmaris’e, oradan 28 temmuzda Rodos’a geçti.

Şövalyelere Karşı Rodos kalesi çok muhkemdi ve 10.000 kişi tarafından savunuluyordu. Osmanlı ordusu ise gemicisinden vezirine kadar aşağı yukarı 100.000 bin kişiden oluşuyordu. Bunlardan 25.000 i Rodos dışındaki adaları fethetmekle görevli bir kısmı da adaya gelecek yardımı kesmek maksadıyla gemilerdeydi. Donamda ise 280 muharebe gemisinden oluşuyordu. Bir bu kadar da irili ufaklı nakliye gemisi mevcuttu. Rodos Üstad-ı Azamı Philippe Villiers, seferi bildiğinden hazırlıklarını yaptırmıştı.

Kale kuzey ve doğusundan denizle çevriliydi. Bu kısımdaki limanlar başta St. Nikolas Burcu olmak üzere birkaç burçla korunuyordu. Aynı zamanda kalyon limanı, Rodos gemileri tarafından kapatılmıştı. Ana liman da zincir çekilerek kapatıldı. Kalenin diğer kısımları ise geçilmez olarak görülen surlarla çevriliydi ve zaten şövalyelerin yıllarca güvenini sağlayan da işte buydu.Aynı zamanda surların önüne hendekler kazılmışı ve duvarlar kimi yerlerde iki kattı.

İlginizi Çekebilir :  ÖSYM Başvuru Merkezleri Saat Kaçta Açılıyor, Kapanıyor?

Kaleyi almak için gelmiş olan Osmanlı ordusu iki kola ayrılmıştı. Kaleyi, Vezir-i Azam Piri Mehmed Paşa’nın, Mısır ve Anadolu askeriyle güneyden; 4. vezir Ahmed Paşa’nın da Yeniçeri ve Rumeli askeriyle batıdan kuşatmasına karar verilmişti. Bu iki kol da kendi içinde kuzeyden başlayacak şekilde şöyle sıralanmıştı: Yeniçeriler, ikiye ayrılmış Rumeli askerleriyle Ayas Paşa, Ahmet Paşa, Anadolu askerleriyle Kasım Paşa, Çoban Mustafa Paşa ve Piri Mehmet Paşa. Bu şekilde kuşatma karşılıklı top atışlarıyla başladı. Kale surları top atışlarıyla zarar görmeyecek kadar sağlamdı.

Sadrazam, bombardımandan vazgeçilmesini isterken; serdar olan Ahmet paşa, kalenin bu şekilde alınacağını savundu. Bir ay daha top atışları devam etti. Şövalyelerin iyi direnmesi, açıkları çabuk kapaması ve topların etkisizliği Osmanlıları divanı toplamaya itti. Divanda, Sadrazam, çuvallara toprak doldurulmasını , bunlardan kuleler yapılmasını ve üzerlerine tüfekçiler yerleştirilmesini istedi. Böylece bunların, hisar bedenlerinden, düşman askerlerini kaçırtmalarının mümkün olacağını, bundan sonra da hendeklere asker indirilerek, onlar vasıtasıyla asıl hisar duvarlarında gedikler açılmasının mümkün bulunduğunu söyledi.  Ancak Ahmed Paşa bu düşüncelere muhalefet etmiş ve fikrini de diğer divan üyelerine kabul ettirmişti. Aynı divanda, sadrazam padişaha “…Rumeli Beylerbeyi Ayas Paşa aheng-i cenkte bizimle demsaz olmaz, anınçün savaş işi başa varmadı …” demişti. Bunun üzerine Ayas Paşa hapse atıldı. Padişahın yanından ayrılmayan Pargalı İbrahim’in ısrarıyla sonradan göreve tekrar iade edildi.

Bu sırada tüm birliklerin elindeki mermi ve cephane azalınca, sadrazamın fikri uygulanmaya başladı. Etraftan toprak taşındı ve bu  toprakla “hisar-ı revan” meydana getirildi. Bunun askerler tarafından siper olarak kullanıldığı görülmektedir. Lağım faaliyetleri de bir yandan yer yer olumlu sonuç vermişti. Bu ufak kazançlar kalenin alınmasına yetmiyordu. Aylar geçmiş Türkler saldırı üzerine saldırı yapmıştı.

İlginizi Çekebilir :  2018 Üniversite Sınavı İçin Altın Tavsiyeler

22 Kasımda son büyük taarruz yapılmıştı ama bu muhkem kale bir türlü düşmüyordu. Kayıplar artık can sıkacak boyuta gelmişti. Padişah duruma sinirlenip kalenin derhal alınmasını istedi. Osmanlının tüm azameti adada tecelli ediyordu ve burayı almadan gitmeyecekti. Rodos tarafı da çok fazla kayıp vermişti, kurtulma ümitleri gitgide azalıyordu. Baş üstatları dahi ölmüştü. Buna rağmen 5 aya yakın direnmeyi başardılar. Daha da direnme planları vardı ama kendilerinin erzakları, cephaneleri, askerleri tükenirken, Osmanlılar bitmez tükenmez kaynaklarıyla yenileniyorlardı. Ocak ayında Vezir Ferhat Paşa’nın askerleriyle adaya gelmesi üzerine ümitleri tükenen şövalyeler teslim olmaya karar verdi.

Kale savunmacıları 6 bin adam kaybederken Osmanlı 20-25 bin askerini kaybetmişti. Kale anahtarını teslim eden askerlere padişah, adayı gemilerle terk etme izni verdi. Ardından kendisi şehre girdi. Artık, Rodos bir Osmanlı mülkü olmuştu…

Kaleyi gezdikten, en büyük kilisesini camiye çevirdikten ve Cuma namazını kıldıktan sonra padişah geri dönmek için hazırlandı. Şehzade Cem’in soyundan olanlar bu süre içinde tespit edilip ortadan kaldırıldı. Padişah, halkın kalıp gitme konusunda serbest olduğunu söyledi ve üç yıllık vergi affı ilan etti. Ardından 4.000 yeniçeriyi kalede bıraktı ve gerekli idari emirleri verip Muğla üzerinden İstanbul’a döndü.

Sultan Süleyman için daha fethedilmesi gereken çok yer vardı….

Hazırlayan: Yemliha Toker

twitter.com/yemlihatoker

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*